Duruluk Ne Demek Edebiyatta? Anlatayım, Ama Kısa Keseyim!
Edebiyat dünyasında “duruluk” deyince ne gelir aklınıza? Böyle kafanızı eğip derin derin düşünerek “Hmmm, bu kelimenin çok önemli bir anlamı var, ama nedir?” diye sorguluyor musunuz? Ben bazen öyle yapıyorum, tam böyle bir durumda “Ah, evet! Duruluk, uzun uzun cümleler kurmaktan kaçınmak, gereksiz kelimeleri aradan çıkarıp, özüne odaklanmak demek!” diyorum ama sonra diyorum ki “Hadi ya, bu kadar da net açıklanır mı?” Bunu biraz daha eğlenceli bir şekilde anlatayım o zaman.
Ben, İzmir’de yaşayan 25 yaşında, arkadaş ortamında sürekli espri yapan, ama içeriden de bir filozof (!) gibi her şeyi fazla düşünen biriyim. Evet, çelişkili bir kişilik olabilir ama gerçekten böyleyim. O yüzden bu yazıda, “duruluk ne demek edebiyat” sorusuna cevap verirken, aynı zamanda benim kafamda neler döndüğünü de gözler önüne sereceğim. Hazırsanız başlayalım!
Duruluk: Gereksiz Kelimelerden Kurtulmak, İşte Bu Kadar Basit!
Edebiyatın bir numaralı kuralı: Gereksiz kelimeleri bir kenara bırakmak. Duruluk dediğimizde aslında en çok bu aklımıza gelmeli. Eğer yazınızda gereksiz süslemeler, uzun cümleler, tekrarlar varsa, işte o zaman duruluğu kaybetmişsiniz demektir. Hani şöyle düşünün: Bir arkadaşınıza, “Şu akşamki sinemaya gitmek için bilet almayı düşünüyorum, o yüzden hemen hazır olmak üzere odamda bir çantamı toplayıp, kimseye belli etmeden gizlice çıkıp gideceğim” desek, ne olur? Yani o kadar çok detay vermişiz ki, temel fikir kaybolur, değil mi? Yani sinemaya gitmek. Bitti. O kadar. Ama biz gereksiz detaylarla konuyu sarpa sarmış olduk.
Aslında “Duruluk ne demek edebiyat” diye sormanın en kolay yolu şu: Gereksiz her şeyin atılması. Cümlede bir kelime fazlalığı var mı, onu atmak. Aynı temayı, olayı, duyguyu daha kısa, öz ve etkili bir şekilde anlatmak. Hem de anlatılan şeyin gücünü düşürmeden, onu bozmadan.
Benim Duruluk Anlayışım: Uzun Cümleler mi, Kısa Cümleler mi?
Bir akşam arkadaşlarımla buluşuyordum. Cuma akşamı, ofisten çıkıp tam “Vallahi evde kalacağım” diye düşünüp, sonra birden dışarı çıkmaya karar verdim. Hem de ne karar! Dedim ki “Ne yapalım, gidelim!” Ama bir yandan da, sanki iki farklı ruh halim vardı. “Hadi ama çıkmam lazım, canım sıkıldı!” dedim. Neyse, arkadaşım da buna karşılık verdi:
“Ama ya 10 dakikada evde de kalabilirdik ya? Niye çıkaralım ki?”
İşte burada tam olarak edebiyatın o “duruluk” kısmına geldik. Ben cümleyi kurarken, gereksiz şekilde birden fazla şey ekledim. İkimizin de derdi “hadi gidelim”di, ama bunu anlatırken onu sarmaladım, ördüm, uzattım, içinde kaybolduk.
Edebiyatta duruluk, yazınızda gereksiz süslemelere yer vermemek demek. Aynı arkadaşım bu konuda da çok iyidir. Hiçbir şey gereksizce uzatmaz, hep ne anlatıyorsa o kadarını söyler. Ama işte bazen ben de “acaba ben bu duruluğa fazla mı takıldım?” diye düşünüyorum. Hani dilimdeki fazlalıklar bir bakıma hayatı daha renkli hale getiriyor gibi geliyor ama edebiyatın özüne sadık kalmak da başka bir şey. Hayat aslında böyle değil mi? Her şeyin bir dengesi olmalı.
Duruluk: Sadeleşmek, Anlamı Derinleştirmek
Bence duruluk, sadece basitlik değil, aynı zamanda derinlik de demek. Az kelimeyle çok şey anlatmak, bir nevi parantez açmadan düşüncelerini en saf haliyle ifade edebilmek. Hani bazen düşünürsünüz ya, “Şu cümleyi 20 kelimeyle söyledim ama 10 kelimeyle de çok daha güçlü söyleyebilirdim.” İşte edebiyatın büyük ustaları bunu başarmışlar. Tıpkı Orhan Veli’nin şiirlerinde olduğu gibi. Kısa, öz, bazen sadece birkaç satırla, duygu ve düşüncelerini ortaya koyabiliyor. Şiir dediğin de biraz bu değil mi zaten? Birkaç satırda insanı derinden etkileyebilmek.
Hatta bazen düşündüm, “Ben neden bu kadar uzun uzun yazıyorum?” Sonra anladım. Çünkü bazen bir konuyu kısa anlatmak, anlamını yitiriyor gibi hissediyorum. Ama edebiyatın gücü, insanın en derin hislerini dahi en kısa yoldan, sade bir şekilde aktarabilmesinde yatıyor. Bir cümlede anlatılmak istenen her şey, bir kelimenin doğru kullanımıyla bütünleşiyor. Duruluk, işte tam da bununla ilgili bir şey. Birçok kelimeyi bırakıp sadece doğru olanı seçmek. Hani çoğu zaman yazdığınız cümlelerin içinde gereksiz “ama, fakat, şöyle” gibi fazlalıklar olabiliyor. Ama o cümleyi “bunun yerine bir tane daha kısa, net cümleyle nasıl anlatırım?” diyerek yeniden şekillendirirseniz, hem anlam daha sağlam olur hem de anlatmak istediğiniz mesaj daha güçlü çıkar.
Durulukla İlgili Bir Anı: “Konuyu Hala Anlayamadık”
Bir keresinde bir arkadaşım bana şöyle demişti:
“Bak, sen her şeyin içinde ayrıntıya dalıyorsun, sonrasında asıl konu kayboluyor.”
Gerçekten de doğruydu. Hani bazen bir arkadaşınıza anlatırken, gereksiz detaylar ve uzun açıklamalarla kafanızı karıştırabiliyorsunuz. Tıpkı bir roman okur gibi: “Bir cümleyi okudum ama acaba anlamı neydi?” İşte bu noktada, duruluk devreye giriyor. O kadar fazla şey eklememek lazım ki, asıl fikir kaybolmasın.
Sonuç: Duruluk, Edebiyatın “Bir Sözle Her Şeyi Anlatabilme” Sanatıdır
Edebiyat dünyasında duruluk, sadece kelimelerin değil, duyguların da özüdür. Çok kelimeyle her şey anlatılabilir belki, ama sadece doğru kelimelerle en derin duygulara ulaşmak başka bir şey. Bu, bir yazının en güçlü halidir. Hani bazen kafamızda 10 tane cümle kurarız ama bir cümleyi doğru bir şekilde kurduğumuzda, her şey çözülür. Duruluk işte budur: Gereksiz her şeyden arınarak, yalnızca öz ve anlam dolu bir ifade ortaya koymak.
Yani, duruluk ne demek edebiyatta? Kısa, öz ve derin bir anlatım! Bu kadar basit. Hem de etkili bir şekilde!